Çaykur

OSMANLIDA ÇAY VE ÇAYHANELER ÜZERİNE KAPSAMLI BİR ARAŞTIRMA

Yazar: Fatih ÜNAL Kategori: Çay Hakkında Eklenme Tarihi: 21.2.2016 19:43:21
Çayın tarihçesinden başlayarak bu kıymetli bitkinin Osmanlı?daki serüvenine değin uzanan bu eser,

Osmanlıda çay“Bin Yılın Çayı” kitabı akademisyen, araştırmacı Kemalettin Kuzucu tarafından kaleme alındı. Çayın tarihçesinden başlayarak bu kıymetli bitkinin OsmanlI’daki serüvenine değin uzanan bu eser, ‘çok katmanlı’ bir araştırma örneği olarak dikkat çekiyor. Kitabın hikâyesini yazarından dinledik.
 
“Kimin ağrıyor canı, bol bol içsin mercanı, her bir derdin dermanı çay çay çay” diyor bir Azeri türküsü... Çayın Osmanlı-Türk kültüründeki yerini konu alan kapsamlı bir çalışmada karşımıza çıktı bu anlamlı dizeler. OsmanlI’nın son döneminde yaşanan toplumsal olaylar, gündelik hayatın dönüşüm süreci, kültürel değişim gibi konulara odaklanan Doç. Dr. Kemalettin Kuzucu’nun OsmanlI’da çay kültürü üzerine kaleme aldığı bu kapsamlı çalışma “Bin Yılın Çayı: OsmanlI’da Çay ve Çayhane Kültürü” (Kapı Yayınları) başlığını taşıyor.
 
 
Kuzucu, sekiz bölümden oluşan kitabında “çay” kelimesinin kökeninden başlayarak çay bitkisinin keşfiyle ilgili hikâyelere ve efsanelere uzanıyor. Çin’den tüm dünyaya yayılan çay kültürünün Osmanlı toplumsal hayatına girişi üzerine detaylı bilgiler veren kitap, çayın kışlada, cephede, çay partilerinde kısacası günlük hayattaki yerini uzun bir tarihsel süreçte ele alıyor.
 
Kemalettin Kuzucu, Çaylık okurları için kendisiyle yaptığımız söyleşide çayın ülkemizde yarım asırdan daha fazla bir geçmişi olduğuna işaret ediyor. Özellikle 1990’lı yıllarda kahve ve kahvehaneler konusunda pek çok yayın yapıldığını hatırlatan yazar, bu yayınları incelerken “Bunların arasında neden çay da olmasın?” diyerek ilk adımı atmış ve araştırmalara başlamış. Hikâyenin devamını kendisinden dinleyelim: “1990’larda Erzurum’da görev yapmaktaydım. Kitap koleksiyoncu¬su rahmetli Seyfettin Özege’nin Atatürk Üniversitesi kütüphanesine bağışlamış olduğu eski eserleri incelerken, Hacı Mehmed izzet Efendi tarafından 1878 yılında kaleme alınmış “Çay Risalesi” dikkatidan, 1870’lerden sonraki gazetelerle bilim ve kültür dergilerinde sayısız makaleye rastlıyoruz. Bu, içeceğin daha geniş çevrelerce kabul edilmesiyle ilgilidir. Yine 19’uncu yüzyılın sonlarında hükümet çay tarımına girişirken, gazete ve dergilerde çayla ilgili makalelerin konusunun da değiştiğini, çayın zirai boyutuna ağırlık verildiğini ve hükümeti bu konuda destekleyi¬ci içerikler bulunduğunu görüyoruz”.
 
Bununla birlikte Osmanlı döneminde çayla ilgili tarım faaliyet-lerine yönelik araştırmaların bugüne dek ihmal edilen bir alan olduğuna da değinmeden geçemiyor yazar. “Bu ihmalin genel sebebi tarihçiliğimizle alakalıdır. Bilindiği gibi tarih, en basit ifadesiyle geçmişin bilimidir, yani geçmişteki insanların faaliyetlerini araştırır. Oysa Türkiye’de tarih çalışmaları yakın zamanlara kadar siyasi ve askeri olaylara odaklanmıştır. Kültür tarihi, ekonomi tarihi, sosyal tarih vb. alanlarda çalışmalar 1990’dan sonra daha fazla görülmeye başladı” diyor.
 
1879’DA, KARADENİZ’DE 32 BİN TON ÇAY ÜRETİLİYORDU
OsmanlI’yı eski kudretine kavuşturup siyasi etkinliğini artırmak amacıyla 18’inci yüzyıl sonlarında başlatılan Tanzimat hareketi askeri, idari, sosyal alanlarda olmak üzere hayatın hemen her noktasında reformlar öngörüyor. Bu dönemde Osmanlı hükümeti tarım politikalarını gözden geçiriyor. Modern ziraat biliminin öğretilmesi amacıyla İstanbul, Bursa, Selanik gibi büyük kentlerde ziraat okulları açılıyor. Abdülhamit’in başlattığı tarım ve ziraat reformu kapsamında çay tarımına ilişkin ilk ciddi adımlar atılıyor. Kuzucu’nun kitabından öğrendiğimize göre, Osmanlı döneminde çay üretimine dair ilk somut bilgi 1879 yılında Trabzon salnamesinde kayıtlı. Burada Lazistan sancağına bağlı Hopa kazasında 20 bin, Arhavi nahiyesinde 5 bin olmak üzere toplam 25 bin tonu aşkın çay üretildiği belgeleniyor. Halk arasında Moskov çayı olarak tabir edilen ancak aslında Çin çayı olan bu bitki Trabzon ve çevresinde de yetiştiriliyor bu dönemde.
 
Türkiye’de çay ilk defa çiftçiler tarafından 1870’lerin sonlarında Artvin bölgesinde yetiştiriliyor. 1878’de, Hopa’da ve Arhavi’de çay ekimi başarılı oluyor. Çalışmak için Rusya’ya giden yöre erkekleri, oradan getirdikleri çay fidanlarını evlerinin bahçelerine ekmeye başlayınca çay bitkisi de Türkiye topraklarına giriyor. Çay kısa bir süre sonra kazanç kapısı haline gelince, devlet çaya vergi koyuyor. Çiftçilerin bu durumdan şikâyetçi olmaları üzerine Trabzon valisi Yusuf Ziya Paşa vergi koymak yerine çay üretiminin teşvik edilmesi gerektiğini hükümete bildiriyor ve vergiler kaldırılıyor.
 
II. Abdülhamit çayın tarımına önem verip, konuyla ilgili her türlü gelişmeyi yakından takip ediyor. 1896’da Buharalı Yusuf Trabzon’da yetişen çay yapraklarını henüz genç filizler halindeyken ağaçtan toplayarak işleyip beyaz çay elde ediyor ve padişaha bundan bir paket hediye ediyor. II. Abdülhamit bunun üzerine, Trabzon ve çevresinde çay ekimini inceletiyor.
 
MÜNEVVERLERDEN KÜLHANBEYLERİNE HERKES ÇAYHANEDE BULUŞURDU
Osmanlı kültürüne şifalı bir ot olarak giren çayın 19’uncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren tiryakileri ortaya çıkmaya başlamış. Müşterilerine sadece çay ikram eden, içerisinde oyun oynanmasına izin verilmeyen ve hoşça vakit geçirme imkânı sunan bir kurum doğmuş: Çayhane. Kitapta anlatıldığına göre, tarihçi Samiha Ayverdi Osmanlı istanbulu’nun çayhanelerini başlıca beş grupta inceliyor.
 
“Birincisi ve en önemlisi, fikre, edebiyata, musikiye kucak açmış şehrin irfan simalarını, şair, edip ve münevverlerini bir araya getiren, ağır meclislere sahne olan çayhanelerdir. İkincisi, mesai bitiminde günün yorgunluğunu atmak, aktüel konularda günlük politikaları tartışmak arzusundaki küçük devlet memurlarının buluşmasına zemin hazırlayan çayhanelerdir. Sanat ve siyasetin dışında, geçim ve ekonomi meselelerinin konuşulduğu, hali vakti yerinde esnaf ve halk tabakasının birleşerek yârenlik ettiği çayhaneler üçüncü çayhane tipini meydana getirmekte idi. işi gücü mahalle sınırını aşmayan gelir sahipleriyle mirasyedilerin devam ettiği marjinal çayhaneler dördüncü sırayı teşkil etmektedir. En son sınıfa giren, ayaktakımı ve külhanbeylerinin devam ettiği çayhanelere gelince, buralar da, bahsedilen tiplerin kendi aralarındaki problemleri çözmek, hesaplaşmak, kendi deyimleriyle 'racon kesmek’ ve kendilerince söyleşip eğlenmek için bir araya geldikleri mekanlar olmuştur”.
 
CUMHURİYET’LE BERABER MODERN ÇAY TARIMINA GEÇİŞ
Cumhuriyet’in ilanından önce, Rize’ye çayı getiren kişi ise 1910’larda Rize Ziraat Odası Reisliği’ni yürüten Hulusi Karadeniz. Hulusi Bey, Rusya’nın işgali altında olan Batum ile Rize’nin iklim şartlarının benzerliği noktasından hareket ederek, 1912’de oradan Rize’ye tohum getiriyor. Bahçesine ektiği çay tohumları kısa bir süre sonra sonuç veriyor. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması ve Osmanlı imparatorluğu’nun savaşa girmesi çay tarımı girişimini yarım bırakıyor. Hulusi Bey, Rize’nin Rus işgalinden kurtulmasından sonra çay meselesine tekrar el atıyor. Cumhuriyet’ten sonra Karadeniz soyadını alan Hulusi Bey, çay ile ilgili tecrübelerini Dışişleri Bakanlığı’na ve Halkalı Ziraat Mektebi hocalarından Ali Rıza Bey’e (Erten) bildiriyor. Hulusi Karadeniz ve Ali Rıza Erten’in gayretleri, ardından modern çaycılığın kurucusu Zihni Derin ile cumhuriyet hükümetinin çay politikasının ilham kaynağı oluyor.
 
“Bin Yılın Çayı”, kültürel anlamda çok hızlı bir değişime tanık olduğumuz bu dönemde kadim geleneklerimizi bize hatırlatması açısından takdire değer bir çalışma kuşkusuz. 602 sayfalık bu titiz araştırmayı belgelerle destekleyen Doç. Dr. Kemalettin Kuzucu bu araştırmayı yaklaşık 10 yıla yayılan bir süreçte tamamladığını ve benzer araştırmalara kaynaklık etmeyi amaçladığını sözlerine ekliyor.

ÇAYKUR BLOG